Hosting sitealanı        Benimle Evlenirmisin Site Al

Zülkarneyn Kıssası Girişler SONUÇ
ZÜLKARNEYN KISSASININ GÜNÜMÜZE YANSIMASI
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 10
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 9
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 8
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 7
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 6
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 5
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 4
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 3
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 2
ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ 1
ZÜLKARNEYN'İN PEYGAMBERLİĞİ MESELESİ
ZÜLKARNEYN'İN TASARRUFLARINDA SERBEST BIRAKILMASI
ZÜLKARNEYN'E VERİLEN NİMETLER 1
TARİHSEL KİMLİĞİ 11
TARİHSEL KİMLİĞİ 10
TARİHSEL KİMLİĞİ 9
TARİHSEL KİMLİĞİ 8
TARİHSEL KİMLİĞİ 7
TARİHSEL KİMLİĞİ 6
TARİHSEL KİMLİĞİ 5
TARİHSEL KİMLİĞİ 4
TARİHSEL KİMLİĞİ 3
TARİHSEL KİMLİĞİ 2
Kategoriler | Ana Sayfa | Profil | Arşiv | Arkadaşlarım| Albüm
Kutsal Kitaplar ve Tarih Işığında Zülkarneyn

SONUÇ 6/04/2006

SONUÇ

 

 

Zülkarneyn’in şahsı, Ye’cûc ve Me’cûc’un mahiyeti, seddin yapıldığı yer ve Zülkarneyn’in seferlerini yaptığı ülkeler konusunda ve kara balçık göze hakkında rivâyet ve görüşler çok olmuştur. Görüldüğü üzere bunların çoğu da sağlam veya doğru bir senede dayanmamaktadır. Bir kısmı daha çok hayal ürünü iken bir kısmı da birbiriyle çelişki içerisindedir.[1] Dikkat çekilecek bir diğer nokta ise, bu konuda doğrudan Rasûlullah (SAV)’den gelen sıhhatli rivâyetlerin bulunmayışıdır. Gelen rivâyetlerin merfu veya mevkuf olarak Rasûlullâh (SAV)’e, sika sahâbelere veya tâbiîlere dayandırılmaya çalışılması da mesnetsizdir.[2] 

 

Günümüze değin yapılan ilmi belgelere dayalı tarihi inceleme ve araştırmalar, Kur’an kıssasında anlatılan Zülkarneyn ile bire bir uyuşmamaktadır. En doğru olanın, Kur’ân’ın durduğu sınırda kalmak olduğunu görüyor ve âyetlerin kapsadığı işaretlerden kesinlikle, Peygamber (SAV) döneminde her hangi bir şekilde Zülkarneyn adıyla tanınmış şahsiyetin kastedildiğini ve bunu soran dinleyicilere doyurucu bir cevap niteliği taşıdığını söylemekle iktifa ediyoruz.[3]

 

Kur’ân’ı Kerim’de anlatılan ve tarihi olgular olarak karşımızda duran hâdiseleri belirlemek, zaman ve mekan boyutunu saptamak için kanaatimce İslâmî veya Kur’an bazlı bir arkeolojik ve medeniyet çalışması araştırılmasının da yapılmasını gerektirmektedir. Bu açıdan öncelikli olarak, gerçekçi ve detaylı bir Kur’an atlasının yapılmasının bu güçlüklerin aşılmasında faydası olacağı kanaatindeyim. Gelişen teknoloji, bulunacak yeni arkeolojik bilgiler ve doğruluğu kuvvetli eski dünyayı anlatan yeni tarihi keşiflerin tarihi Kur’an kıssalarını  izahta yardımcı olacağını düşünüyorum.[4]

 

Ancak mevcut tarihi verilerle kısmen örtüşen ve kısmen örtüşemeyen bu kıssa elbette faydadan ari değildir. Daha evvel de bahsi geçtiği gibi Kur’an kıssalarının gayesi tarihi bilgi vermek değil insanlara yol göstermektir. Dolayısıyla bu kıssadan alınacak nice ibretler vardır.Bunlardan bir kısmına değinelim:

1.             “Zülkarneyn’in “vergi kabul etmemiş” olması “birr” diye ifade olunan karşılıksız iyilikte bulunmayı öğütlemektedir. İhsan da bulunmak en güzel şeydir. Başkalarının bulunduğu zor durumundan yararlanmamak gerekir. Hz. Zülkarneyn istediği kadar vergi alabilirdi ama, ihsanı tercih etmiştir. Çünkü kıssada, Ye’cûc ve Me’cûc karşısında Zülkarneyn’den medet bekleyen bu kavim eli mahkum, Zülkarneyn ne kadar vergi istese vermek zorunda idiler.

2.             Zülkarneyn, insanların işini hallederken, başkalarına hizmet ederken iyiliğin ölçüsünü de gözetmiştir. İyiğin ötesi savurganlık ve enayiliktir. Burada Zülkarneyn onların zor durumundan yararlanarak soyup soğana çevirmediği gibi bütün işi de kendi ordusuna yüklememiştir. Onlardan alet edavat, işçilik yardımı ve malzeme talep etmek suretiyle kendi işlerinin görülmesinde onların da katılımını sağlamış oluyor. Burada bize verilen nasihat, başkalarının yükünü hafifletirken ölçüyü elde tutmak gerektiğini göstermektedir.

3.              Alınacak bir diğer ders, yapılan işi sağlam  yapmak gerektiğidir. Yapabildiğimiz şeyin en güzelini yapmak gerektiğini “kolaycılığa” kaçmamak gerektiğini görüyoruz. Bu kıssada, Zülkarneyn demiri ve bakırı kullanarak,  yapabileceği en sağlam engeli yapmış, güçlü bir tedbir almıştır. “Gevşeklik, acelecilik ve kolaycılığa kaçmamıştır. En önemlisi ise, yıkılabilirliği ile ilgili takdiri Allah’a bırakmıştır. Bize de verilen mesaj en iyi tedbiri almak, işin neticesini yani takdiri Allah’a bırakmak ve bu takdire rıza göstermektir.

4.             Öğütlenen bir diğer mesaj her nimetin şükrünün kendi cinsinden yapılmasıdır. Zülkarneyn başkalarına verilmeyen askeri alandaki dehasını seferleri ile, mekanik beyninin şükrünü ise demir bir sed yapmak suretiyle eda etmiştir. Biliyoruz ki insanlar farklı farklı yeteneklere sahip olarak yaratılmışlardır. Bu verilen yeteneklere rıza göstermek, bu yeteneklerimizi geliştirmek ve kullanmakla ancak şükrümüzü eda etmiş oluruz. Ayrıca başarılarımızın arkasında daima kendimizi değil Rabbimizin imkanını görebilmeliyiz. Süleyman (AS) gibi her nimet geldiğinde derhal imtihan olduğumuzu düşünmemiz ve başarılarımıza şükretmemiz gerekmektedir. Zülkarneyn’de bu kıssada demir seddin yapımını başardıktan sonra “ هذا رحمة من ربي” diyerek şükrünü eda etmiştir.

5.             Bu kıssada “ فاذا جاء وعد ربي جعله دكا” (Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder!) âyeti demirden bir sed bile olsa her şeyin bir gün mutlaka fena bulacağını bildirmektedir. Bu sebeple bize verilmek istenen öğüt, “yaptığıyla övünmemek ve elinden çıkanla da üzülmemek”tir. Bunu peşinen kabullenebilmek insanın gururunu kırar ve başına gelebilecek imtihanlara karşı da metanetli kılar.

6.             Zülkarneyn’in kıssada geçen idareci yönünü ele aldığımızda, tebasına ve seferler düzenlediği toplumlara karşı nasıl davranmak gerektiğini Müslüman idarecilere göstermektedir. Onun hayatı ve felsefesi yönetimde bulunanlara örnek olarak sunulmuştur. Her kişinin teb’ası olan bir çoban olduğunu düşündüğümüzde ise elinin altındakilere merhametli davranmak onları iyiyi yönlendirerek mücadele etmek gerektiğini görüyoruz.

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

Abdulbâkî, Muhammed Fuâd; el-Mûcemü’l-Müfehres li Elfâzi’l-Kur’ân’il-Kerîm, İstanbul

                                      1982.

Abdullah b. İbrâhîm el-Asker; “Zülkarneyn Beyne’l-Haberi’l-Kur’âni ve’l-Vâkıi’t-Târihî”, ed-

                                      Dâre,  Riyad 1978.

Abdurrezzâk b. Hemmâm (v.211/826); el-Musannef, Beyrut 1970.

Albay, Mehmet Necati; “Moğolların Gizli Tarihi, X. Türk Tarih Kongresi, Ankara 22-26 Eylül

                                      1986. (Kongreye Sunulan Bildiriler ) 3.Cilt, Türk Tarih Kurumu

                                      Basımevi: Ankara 1991.

Ağırakça, Ahmet; XII Türk Tarih Kongresi, Ankara 12-16 Eylül 1994, 2. cilt, Ankara 1999.

Ahmed b. Muhammed el-Hâim el-Misrî (Sihâbüddîn) (v.815); et-Tibyân fî Tefsîri Garîbi’l-

                                      Kur’ân, Thk: Fethi Enver Dâbûlî, Dâru’s-Sahâbe li’t-Türâs: Kahire

                                      1992.

Ahmed Hüseyin Şerefüddin; “Havle Makâlâti Zülkarneyn Beyne’l-Haberi’l Kur’âni ve’l-

                                      Vâkıi’t-Târihi”, c.1, s.308-313, ed-Dâre, Riyad 1978.   

Ahmed b. Hanbel (ö.241/855); el-Müsned, Beyrut 1313.

el-Hazîn, Alauddîn Ali b. Muhammed el-Hazîn; Tefsîru’l-Hazîn, (Ahmed b. Mahmûd en-

Nesefî’nin Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl hamişi ile birlikte

basılmıştır.) Verdü’l-Mârife: Beyrut ts.

Albayrak, Hâlis; Tefsir Usûlü (Yöntem-Ana Konular- İlkeler- Teklifler), Şûle Yayınları: İstanbul

1998.

Âlûsî, Ebu’l-fadl Sihâbüddîn Mahmud el-Bagdâdî (ö.1270 h.); Rûhu’l-Me`ânî fî Tefsîri’l-

Kur’âni’l-Azîm ve’s-Seb`îl-Mesânî, D âru Ihyâi’t-Türâsi’l-Arâbî:  

Beyrut ts.

Ana Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayınları, İstanbul 1990.

Aynî, Ebû Muhammed Bedreddin Mahmûd b. Ahmed b. Musa; Umdetü’l-Kârî Şerhi Sahîhi

Buhârî, Kahire 1972.

Ateş, Süleyman; Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri, Yeni Ufuklar Neşriyat: İstanbul 1989.

Âsım Efendi(1819); Kâmus Tercemesi,İstanbul 1304.

el-Begavî, Ebû Muhammed el-Hüseyn b. Mes`ûd el-Ferra’ el-Begavî (v.510/1117); Me`âlimü’t-

Tenzîl (Tefsîru’l-Begavî), Thk.: Hâlid el-`Ak & Mervân Suvâr, 2.B.,

Dârü’l-Ma`rife: Beyrut 1402/1987.

Beydâvî, Nasûriddîn Umer (791); Envâru’t-Tenzîl ve Esrârut-Te’vîl (Tefsîrü’l-Beydâvî), Thk.

Abdulkadir Arafat & el-Îsâ Husûne. Dâru’l-Fikr: Beyrut 1996.

el-Beyvemî, Recep el-Beyvemî; Kadâya’l-İslâmiyye Münâkaşatü ve Rudûd, 2.cilt, s.189-193

Dâru’l-Vefa: Mansûra 1985.

Bigiyef, Musa Carullah Abülkerim el- Kazani  (1369/1949); Kur’ani Kerim Ayetlerine Göre

Yecuc ve Mecuc Harut ve Marut, Hzr.Ömer Faruk Kutay, Hakka Doğru

Dergisi: Istanbul 1950.  

Birûnî, Ebû Reyhân(v.453/1601); el-Âsâru’l-Bâkiye ani’l-Kurûni’l-Hâliye, Leibzig 1923.

Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmâîl (v.256/870); el-Câmiu’s-Sahîh, İstanbul 1315.

Bulunt, A.W.F.; Batı Uygarlığının Temelleri, Çev. Phil. Müzehher Erim, 2. B., İst. Ünv.

Edebiyat Fak. Yay.: İstanbul 1979.

Bursevî, İsmail Hakkı (v.1137); Tefsîru Rûhu’l-Beyân, Dersaadet: İstanbul 1331.

Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedi, Gelisim Yay.: İstanbul 1984.

Câru’l-Mevlâ, Muhammed Ahmed & Ali Muhammed el Becavi & Muhammed Ebu’l-Fâdıl

İbrâhim & es-Seyyid Şahate; Kasasu’l-Kur’ân, s.271-280, 13 B.,

Mektebetü Dâru’t-Türâz: Kahire 1984.

Cerrahoğlu, İsmail; “Ye’cûc-Me’cûc ve Türkler”, .AÜIF Dergisi, c.XX, Ankara 1975.

                        Tefsir Tarihi II, Fecr Yay, Ankara 1996.

Cessâs; Ahkâmü’l Kur’an, yrs., ts.

Cevherî, Tantavî; el-Cevâhir fî Tefsîri’l-Kur’ân, Mısır 1350.

el-Cevzî; Abdurrahmân b. Ali b. Muhammed (597); Zâdü’l-Mesîr f î İlmi’t-Tefsîr;2.B., el-

Mektebetü’l-Islâmiyye: Beyrut 1404.

Cook, J. M.; The Greeks in İonia and The East, Thames and Hudson: London 1962.

Çelebi, İlyas; İtikadi Açıdan Uzak ve Yakın Gelecekle İlgili Haberler, Kitabevi Yay.: İstanbul

1996.

Çetin, Abdurrahman; Kur’an Okuma Esasları, 2.B , Aksa Yay: Bursa ts.

                                    Kur’ân İlimleri ve Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, İstanbul 1982.

Danişmend, İsmâil Hâmi; Türklük ve Müslümanlık, İstanbul 1959.

Dârimî, Abdullah b. Abdurrahmân (ö.255/869); es-Sünen,  Beyrut ts.

Deguigren, Joseph; Büyük Türk Tarihi, İstanbul 1976.

Demirci, Muhsin; Tefsir Usulü ve Tarihi, İFAV: İstanbul 1998.

Derveze, M. İzzet(v.1984), et-Tefsîru’l-HadîsTertîbü’s-Süveri Hasebi’n-Nüzûl, 3.B., Dâru’l-

Garbi’l-İslâmi,  Beyrut 2000.

Doğrul, Ömer Rıza (v.1371/1952); Tanrı Buyruğu, İstanbul 1980.

en-Nehhâs, Ebû Ca`fer en-Nehhâs (338 h.); Me`ânî’l-Kur’âni’l-Kerîm, Thk: Muhammed Ali

es-Sâbûnî,  Camiatü Ümmü’l-Kurâ: Mekke 1409h.

Ebû Dâvud, Süleymân b. Es`as (v.275/889); es-Sünen, Beyrut ts.

Ebû Ferec el-Isfahâni; el-Eğânî, Dâru’s-Sağb: Beyrut ts.  

Ebû Hayân el-Endülûsî; Tefsîr-ü Bahrü’l-Muhît, Mısır 1328.

es-Se`âlebî, Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrahim en-Nîsâbûrî es-Se`âlebî (v.437);

Kısasü’l-Enbiyâ Arâisu’l-Mecâlis, 4.Baskı, Dârü’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan 1985/1405h.

Âzad, Ebu’l-Kelâm (v.1377/1958); “Şahsiyyetü Zülkarneyn el-Mezkûr fi’l-Kur’ân”, Segâfetü’l-

Hind, 1.cilt, sayı 1, s.50-71, Meclisü’l-Hind li’r-Ravâbiti’s-Sagâfiyye:

Haydarabat 1950.

“Şahsiyyetü Zülkarneyn el-Mezkûr fi’l-Kur’ân”, `Segâfetü’l-Hind, 

1.cilt, sayı 2, s. 58-86, Meclisü’l-Hind li’r-Ravâbiti’s-Sagâfiyye,

Haydarabat : 1950;

“Şahsiyyetü Zülkarneyn el-Mezkûr fi’l-Kur’ân”, `Segâfetü’l-Hind,

1.cilt, sayı 3, s.10-40, Meclisü’l-Hind li’r-Ravâbiti’s-Sagâfiyye, Haydarabat : 1950.

Ebu’s-Suûd, Muhammed b. Muhammed el-İmâdî Ebû’s-Suûd (v.951); İrşâdü’l-Akli’s-Selîm ilâ

  Mezâye’l-Kur’âni’l-Kerîm (Tefsîr-ü Ebî’s-Suûd), Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-

  Arabî: Beyrut ts.

Ebu Zeyd el-Belhî; Suveru’l-Ekâlim,  yrs. ts.

Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır(v.1361/1942); Hak Dini Kur’an Dili, Matbaai Ebu’z-Ziya:

İstanbul 1936.

Emiroğlu, H. Tahsin; Esbâb-i Nüzûl (Kur’an Âyetlerinin İniş Sebepleri ve Tefsirleri),

Mustafa Naci Gücüyener Matbaasi: Konya 1974.

İbn Sa`d el-Endülûsî (v.710h.); Neşveti’t-Tarb fî Târihi’l-Cahiliyyeti’lArab, Thk. Nusret

Abdurrahmân Aksâ, Umman 1982.

Erdem, Sargon; M.Ö. II. Binyıla Ait Çiviyazılı Belgelerin Işığında Gutium/Ye’cûc-

Me’cûc/Moğollar Turukkum/Türkler”, X. Türk Tarih Kongresi, Ankara

22-26 Eylül 1986. (Kongreye Sunulan Bildiriler ) c.3, s.885-901, Türk

Tarih Kurumu Basımevi: Ankara 1991.

“Zülkarneyn”, Zafer, sayı 113, Mayıs 1986, s.3-9, İhlas Matbaacılık:

İstanbul 1986.

“Zülkarneyn”, Zafer, sayı 113, Mayıs 1986, s.3-9. İhlas Matbaacılık:

İstanbul 1986.

“Zülkarneyn”, Zafer, sayı 113, Temmuz, s.3-9, 1986.

Ezrakî, Ebu’l-Velîd Muhammed b. Abdullah b. Ahmed; Ahbâru Mekke, Beyrut 1963.

Fazlurrahman; Ana Konulariyla Kur’an, Ankara 1996.

Fettich, Nânder; “Hunların Arkeolojik Hatıraları”, AÜİF Dil ve Tarih Coğrafya Fak.,

sayı:318, s.195-224, Ank. Ünv. Basımevi: Ankara 1982.

el-Firuzabadî; el-Kamusu'l-Muhît, Kahire 1332.

Foks, Robin Lane; Alexander the Great, Fature Publications Limited: London 1973.

Fuad Sezgin; GAS, Leiden 1979.

Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed (ö.505 h.); Ihyâu Ùlûmi’d-Dîn, Beyrut 1989.

Gökalp, Cevdet; Çin Kaynaklarına Göre Shih-Wei Kabileleri (Proto Mogollar Üzerinde Bir

Etüd Denemesi), Atatürk Ünv. Yay.: Ankara 1973.

Gömeç, Saadettin; Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, sy. 110, Atatürk Kültür Merkezi Yay.:

Ankara 1997

Günaltay, M. Şemseddin; İran Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi: Ankara 1948.

Güngör, Erol; Tarihte Türkler, 3.B., İstanbul 1992.

Grollier İnternational Americana Encyclopedia, Sabah Yay.: İstanbul 1993.

Harman, Ömer Faruk; “Buhtunnasır”, TDV İslâm Ansiklopedisi.

Abdülkerim el Hatîb; el-Kısasi’l-Kur’ânî mine’l-Âlemi’l-Manzûri ve Ğayri’l-Manzûr,

Müessesetü’r-Risâle:   Beyrut 1984.

Heysemî, Ali b. Ebû Bekr (v.807/1404); Mecmeu’z-Zevâid, 2.B., Beyrut 1967.

Hicâzî, Muhammed Mahmûd Hicâzî; et-Tefsîru’l-Vâdıh, 7.B., Dârü’t-Tefsîr: Kahire 1979.

İbn Ârâbî, Muhyiddîn (v.638h.); Tefsîru’l-Kur’âni’l-Kerîm, thk.: Mustafa Ğâlib, Dâru’l-Edülis:

Beyrut ts.

İbn Âşûr, Muhammed et-Tâhir; Tefsîru’t-Tahrîi ve’t-Tenvîr, Daru’t-Tunus: yrs. ts.

İbn Atiyye, Kadı Ebû Muhammed Abdulhak b. Gâlib b. Atiye el-Endulusî (v.546h.); el-

Muharriru’l-Vecîz fî Tefsîri’l-Kitâbi’l-Azîz, Fas 1987.

Ibnu’l-Cezerî Ebu’l-Hayr Muhammed b. Abdillah (v.468/1068); Gâyetü’n-Nihâye fî Tabakâti’l-

Kurrâ, (Nsr. G. Bergstraesser) 2 cilt, Misir 1932.

İbn Hacer, Ebû’l-Fazl Sihâbuddin Ahmed b. Alî el-Askalânî es-Sâfiî (v.852 /1449); Telhîsu’l-

Habîr Tahrîci Ehâdîsi’r-Râfi`i’-Kebîr, Thk: Sa`ban Muhammed

İsmâil, Kahire 1979.

            Fethü’l-Bâri bi Şerhi Sahîh-i‘l-İmâm-el-Buhârî, Kahire 1978.

İbn Haldun, Ebû Zeyd Veliyyüddîn Abdurrahman b. Muhammed(v.808/1332); Mukaddime,

Kahire ts.

İbn Hazm(v.456/1064); el-Fasl fi’l-Milel,ve’l-Ehvâi ve’n-Nihâl, Mektebetü’l-Müsenna: Bağdat

1903.

İbn Kayyım Cevziyye(v.751/1350); Zâdü’l-Meâd, 3.B., Mısır 1973.

İğasetü’l-Lehfan fi Mesaidi’ş-Şeydân, Thk.Beşir Muhammed Uyun,

Darü’l-Beyan: Dımaşk 1994.

 İbn Kesîr, Ebû’l-Fidâ Ismâil (v.774/1373); Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Dâru’l-İhyâ, ts. yrs. 

                                    el-Bidâye ve’n-Nihâye, Beyrut 1980.

İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed(v.273/887); Sünen-i İbn Mâce, 2.B., İstanbul 1992.

İbn Manzûr, Ebu’l-Fazl Muhammed b. Mükerrem b. Ali el-Ensârî (v.711/1311); Lisânü’l-Arab,

Beyrut 1970.

İbn Sa`d el-Endülûsî (v.710); Neşveti’t-Tarb fî Târihi’l-Cahiliyyeti’l-Arab, Thk. Nusret

Abdurrahmân Aksâ,  Umman 1982.

İbn Teymiyye, Ebû el-Abbâs Ahmed b. Abdulhalîm Teymiyye (v.728/1328); Dekâiku’t-Tefsîr

el-Câmi` li Tefsîr-i İbn Teymiyye, Thk.: Muhammed es-Sayd el-

Cüleynet(?), 2.B., Müessetü Ulûmü’l-Kur’ân: Dımask 1404h.

el-İmâdi, Abdurrahmân; Târîhu Arabin Kadîm, ts. yrs.

İmam Mâlik, Mâlik b. Enes (ö.179 h.); el-Muvattâ, Mısır ts.

İslâm Ansiklopedisi (İslâm Âlemi Tarih, Coğrafya, Etnografya ve Biyografya Lügati), Milli

                                    Eğitim Basmevi: İstanbul 1988.

İsmail Hakkı el-Bursevî (v.1137); Rûhu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, Dersaadet: İsanbul 1331.

Ismail Hakki (İzmirli); Yeni Ilm-i Kelâm, Istanbul 1339.

Kâsımî, Muhammed Celâluddîn el-Kâsımî(v.1866-1914); Muhâsini’t-Te’vîl (Tefsîrü’l-Kâsımî),

                                    Thk.: Muhammed Fuâd Abdulbâkî, Îsâ el-Bâbî el-Meclis ve’ş-

   

2 Yorumlar | Yorum Yaz | Baglantı

ZÜLKARNEYN KISSASININ GÜNÜMÜZE YANSIMASI 6/04/2006

IV. KISSANIN GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

 

 

a. Zülkarneyn Henüz Dünyaya Gelmemiş Olabilir mi?

 

Ayette bildirilen olaylar geçmişte olmuş bitmiş olaylar gibi anlatılmıştır. Ancak son dönem furyası, geçmişte kim olduğu tespit edilemeyen Zülkarneyn’i “gelecek”te aramaya yöneltmiştir. Bu görüş sahiplerine göre,  bunların tümü bizim için gelecek olup  henüz gerçekleşmemiş vakıalardır. Dolayısıyla Zülkarneyn  kıssası da geleceğe dair bir olay olup, bize geçmiş zaman olarak anlatılmıştır. [1] Konuyu doğrudan birinci elden aktaralım:

Hz. Zülkarneyn 'in önce batıya, sonra doğuya gittiği, daha sonra da geriye döndüğü bildirilmiştir. Bu ayetlerde, uydu yayınında kanalların değiştirilmesine, yayında kanal değiştirdikçe Hz. Zülkarneyn’in farklı bir bölge ile iletişim kurduğuna işaret ediliyor olabilir. Ayetlerde sürekli bir ‘bulma’ya dikkat çekilmektedir. Hz. Zülkarneyn 'in ‘göze’nin yanında bir kavim ‘bulduğundan’, Doğu tarafında sözden anlamayan bir topluluk ‘bulduğundan’ bahsedilmektedir. Bu ‘bulmalar’ bir ‘arama’ sonucunda oluşmaktadır ve uydu kanallarında yapılan bir ‘aramaya’ bakıyor olabilir.”[2]

 Ayetlerde Doğu tarafındaki halk için "güneşi kendilerine siper edinmemiş" denmektedir. Eğer bu bilgileri iletişim teknolojisini göz önünde bulundurarak yorumlarsak, iki farklı işaret olduğunu düşünebiliriz. Hz. Zülkarneyn uydu aracılığıyla bu bölgeleri izliyor ve onlar hakkında istihbarat elde ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir) Ayrıca bu ifade ile ahir zamanda pek çok alanda kullanılacak olan enfraruj teknolojisine de işaret ediliyor olabilir. Günümüzde enfraruj kameralar tıp, adli tıp, meteoroloji, kriminoloji, istihbarat, endüstri gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. İnsan vücudu da bu kameralar aracılığıyla tüm detaylarıyla incelenebilmektedir.”[3]

“Ayetlerde Hz. Zülkarneyn 'in hitap ettiği bildirilen topluluk ise, onlara uydu aracılığı ile ve televizyon yayını sayesinde hitapta bulunuyor olabilir. Bu şekilde dünyanın her yerindeki insanların şikayetlerini ve ihtiyaçlarını öğrenip, daha sonra hakim olduğu bu bölgeleri talimatla yönetmesi mümkündür.”[4]

“Ayetlerde geçen Ye’cûc ve Me’cûc'ün bozgunculuğu klasik anlamda bir terör ya da anarşi olayı olabileceği gibi, yayın aracılığıyla yapılan bir bozgunculuk da olabilir. Diğer yayınları engelleyip, sadece kendileri bozgunculuk amaçlı bir yayın yapıyor olabilirler. Hz. Zülkarneyn de bu yayını farklı yöntemlerle engellemiş, böylece bozgunculuğun önüne geçmiş olabilir. Örneğin ayette söz edilen demir ve bakırı kullanarak, bir elektromanyetik alan oluşturmuş, bu şekilde radyo ve televizyon yayınlarını bozmuş olabilir. Nitekim elektromanyetik kaynaklardan biri olan trafo, demir çekirdek etrafına bakır iletken sarılarak elde edilmektedir. Bu elektromanyetik alan çok güçlü olduğu takdirde radyo ve televizyon yayınlarını bozabilir.”[5]

 “Bir diğer ihtimal ise çok büyük, kitlesel bir uydu anteni yapımına işaret edilmiş olmasıdır. Antenin büyük olmasının sebebi ise Ye’cûc ve Me’cûc'ün yeryüzündeki tüm yayınları çalışmaz hale getiren bozucu etkisini aşabilmek için olabilir. Antenlerin yüzeyleri, genel olarak daha ucuz ve hafif olan alüminyumdan yapılır. Ancak antenin iletkenliğini artıracak en ideal malzeme aslında alüminyum değildir. Bakır, çok daha ideal bir iletkendir. Bu bakımdan bakır tercih edilmiş olabilir. Ancak bu kadar büyük bir antenin bakır plakalarla kaplanması da akılcı değildir. Bunun yerine antenin yüzeyi eritilmiş bakırla kaplanırsa, hem kalıcı bir çözüm olur, hem de tek parça pürüzsüz bir yüzey elde edilerek antenin olabilecek en yüksek performansta çalışması gerçekleştirilir.”[6]

“Karşıt yayın yoluyla ya da elektromanyetik alan oluşturarak yapılan bu seddi, görünmez bir engel olarak ifade etmek mümkündür. Nitekim bazı İslâm alimleri Kehf Suresi'nin 93. ayetinde geçen ifadeyi "seddeyn" değil "süddeyn", Kehf Suresi'nin 94. ayetinde geçen ifadeyi ise "sedd" değil, "südd" şeklinde okurlar. Eğer "sedd" şeklinde okunursa bu "gözle görünen engel" mânâsına gelirken, "südd" şeklinde okunursa "gözle görülmeyen engel" anlamına gelmektedir. (En doğrusunu Allah bilir).”[7]

“Ayette geçen "Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler" (Kehf Suresi, 97) şeklindeki ifade de buna işaret ediyor olabilir. Çünkü bu büyük antenin yayınını engellemek isteyen Ye’cûc ve Me’cûc'ün ya bu yayının üzerine çıkabilmeleri ya da bu yayını delmeleri gerekmektedir. Uluslararası literatürde korsan yayınların herhangi bir yayının arasına girerek, illegal yayın yapmasına da "yayın delme" adının verilmesi manidardır.”[8]

“Bu yorumla değerlendirildiğinde "hemen hiçbir söz anlamayan" tabirinin de yapılan uydu yayınını, bazı zamanlar kavrayamayan bir kavme işaret ettiği düşünülebilir. Bu kavim yayının bozulduğu anlarda sözü anlayamıyor, sonra yayın düzeldiğinde de makul olarak hemen kavramaya başlıyor olabilir.”[9]

Buraya kadar verdiğimiz birkaç örnekle Kehf Suresi'nde Müslümanlara bildirilen çeşitli hikmetler, hatırlatma ve öğütler üzerinde durduk. Rabbimizin, "... Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın..." (Bakara Suresi, 231) ayetiyle bildirdiği hükmü gereği Kehf Suresi'ndeki ayetlerin bazı hikmetlerini açıklamaya çalıştık.[10]

Ayetlerde bildirilen bu hikmetleri anlamaya ve her an yaşamaya çalışmak, aynı zamanda insanlara da anlatmak, tüm Müslümanlar için bir sorumluluktur.[11]

b. Seyahatin Uzayla İlgisi Olabilir mi?

 

“Şüphesiz Kur’ân bir bilim kitabı değildir. Efsâneler kitabı ise hiç değil! O, insanın yaratılışına uygun bir hayat sürmesini, kâinâtın özünü ve kâinât içindeki yerini kavramasını sağlamak gâyesini güden Allah kelamıdır... Hiçbir kitapta Kur’ân’da olduğu kadar ilme önem verilmemiş, hiçbir kitapta insana bu kadar çok düşünmesi emredilmemiştir.(s.15)” diyerek Türe kitabını sunmuştur.[12]

 

“Bizim bütün çalışmamız 'sebep' kelimesinin ne olduğunu anlamak üzerine kuruludur.”(s.259-260)” diyerek tezinin bel kemiğini teşkil eden esas noktasını belirlemiştir.[13] Çalışmasında, Kur’ân’da 9 yerde geçen 'sebep' kelimesinin dördünün Zülkarneyn kıssasında geçtiğini, diğerlerinin ise şaşırtıcı şekilde göğe çıkmaya yarayan vasıta anlamında kullanıldığını iddia etmiştir.[14]

 

Buradan yola çıkıldığında Zülkarneyn’in yeryüzünde değil Uzay'ın derinliklerinde üç ayrı koordinata gittiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla ayetlerde geçen Ye’cûc-Me’cûc kavminin de uzayda olduğunu, Enbiya Suresi 96-98. ayetlerde söz konusu kavmin yeryüzünü işgale geleceğini iddiasında bulunmuştur.

 

Türe’ye göre; Zülkarneyn’e “sebep” yani kendisini binlerce ışık yılı uzağa götürecek bir uzay aracı verildi. Zülkarneyn ilk seyahatinde Solar Apeks’e gitti. Burada bulunan güneşin [bizim güneş değil] bir karadeliğe batmak üzere olduğunu gördü. Bu güneşin bir gezegeninde akıllı canlılar yaşıyordu ve tabiatıyla güneşi ile birlikte gezegen de o karadeliğe doğru kayıyordu.[15] Tam bu sırada Allah, Zülkarneyn’e, belki on belki elli senelik bir zaman dilimi içerisinde karadeliğe gömülecek bu gezegen sakinlerinden dilediğini kurtarabileceğini bildirdi. Bu ilâhî bildiri gereğince Zülkarneyn de onları uyardı ve orada yaşayan bu canlılara; “Güneşiniz ve gezegeniniz yakında bir karadeliğin içine girecek ve hepiniz acılar içinde öleceksiniz. Ben Allah’ın elçisiyim; eğer Allah’a inanırsanız ve bana güvenirseniz, benimle beraber gelin, kurtulun; Allah da size âhirette mükâfat verecektir. Yok inanmazsanız bu azabı çekersiniz; Allah da ahirette size azap edecek!” demiş olabileceği akla gelmektedir. Şayet böyle demişse, inananların kendisi ile birlikte gelmeleri halinde kurtulabileceklerini söyleyerek, onlara çok kolay bir kurtuluş yolu göstermiştir.” [16]

 

Türe, Zülkarneyn’in ikinci seyahatini Solar Antapeks’e yaptığını, burada iki güneşli bir gezegenle karşılaştığını ve iki güneşten de ışık almasından ötürü bu gezegende gece olmadığını iddia etmiştir.[17] Üçüncü seyahatinde ise, iki nebula=iki bulutsu arasındaki iki gezegenden birine gitmiş ve oradakiler, diğer gezegende bulunan Ye’cûc-Me’cûc denen yaratıklardan şikayette bulunmuşlardır.

Mağdur gezegen sakinleri, Zülkarneyn’den ücret karşılığı koruyucu bir sed yapmasını talep etti; ancak Zülkarneyn onların vereceği ücretin Allah’ın kendisini içine yerleştirdiği vasıtanın [uzay gemisi] yanında hiçbir değer taşımadığını belirtti. (s. 214)[18] Daha sonra onlardan demir bloklar getirmelerini istedi ve bu blokları kızıl dereceye gelene kadar kızdırdıktan sonra getirttiği katranı üzerine döktü. Zülkarneyn, kızıl derecedeki demiri katalizör olarak kullandı ve bununla o gezegendeki atmosferden daha hafif yanıcı gazlar üretti. Bu gazlar da o gezegenin atmosferinden çıkarak çekim gücü daha fazla olan Ye’cûc-Me’cûc gezegeninin etrafında bir katman oluşturdu. Böylece Ye’cûc-Me’cûc, gezegenlerinin yanıcı gazlarla çevrelenmiş olan atmosferlerinden dışarı çıkamadı. [19]

Her ne kadar yazar: “Ancak bizim buradaki amacımız, Zülkarneyn hakkındaki rivâyetlerin sıhhati konusunu bir sonuca bağlamak değildir! Bu sebeple -âyetlerin kendi görüşümüz doğrultusunda anlaşılmasında delil olarak da kullanmayacağımız- söz konusu rivâyetleri, muhteva bakımından genel olarak değerlendirmenin yerinde olacağı kanaatindeyiz. (s. 50)” demişse de; kitap dikkatli bir şekilde baştan sona kadar okunduğunda, “ayetlerin kendi görüşleri doğrultusunda anlaşılmasına katkı sağlayan rivâyetlerin, dolaylı da olsa birer delil addedildiği; kurguya ters düşen sair rivâyetlere ise itibar edilmediği görülmektedir.[20]

 

c. Geçmişe ve Geleceğe Yolculuk Yapan Bir Uzay Aracı mı?

 

Zülkarneyn’in geleceğe ve geçmişe yolculuk yapan bir araça sahip olduğunu idia eden bu yeni akım kelime anlamlarını anlamakta zorluk çektiğimiz bir takım izahlarda bulunmuşlardır. İşte bu görüşlerden birini aktaralım:

 

Veloctionun tam bir kelime anlamı yok ama şöyle düşünebilirsiniz: "Gelecekten geçmişe bırakılmış arkeolojik bulguların teleportasyonu". Bunu yapmak için dönen ve halka tekilliği olan, üstelik güvenli bir dönme hızı olan karadelik bulmak gerekir. Bunu Zülkarneyn’in bulduğu (1SCE) bir gerçek gibi... Çünkü Zülkarneyn üç yolculuğunda da "Geleceğin teknolojilerini" kullanmıştır. Batı-Doğu ve ORTA yolculuklarında üç imalat yapmıştır. Bunlardan "Orta" olan sedd mimarisinde Stephen Hawkting'in bulgusu olan "Minikaranokta" teknolojisi yaratmıştır.[21] Demir kütlelerini hidrojen atomundan küçük bir minikaranoktacık yapmıştır. Yüce-Cüce (Ye’cûc-Me’cûc) bu sayede bir zaman bükülümü altında izdüşümlü bir radyan dünyada yaşaya gelmektedirler. Minikaranoktacık sayesinde önce bu Gog/Mog'lar geçici olarak diskalifiye edilmiş (Uzay-Zaman çekmecelerinden birindeki paralel cosmos'da yaşamaktadırlar).[22]

 

İlginç buluşlardan biri de Atlantis ve Atlantislileri Kur’ân-ı Kerim’de geçen Zülkarneyn kıssasıyla ilişkili görelenlerdir. Araştırmacı-Yazar Orhan Baytan, çalışmasında Atlantis’in Ye’cûc Me’cûc uygarlığı olduğunu söylemiştir. Orhan Baytan Geleceğin Tarihi-3 adlı kitabında şunları söylüyor: “O Ye’cûc Me’cûc uygarlığı öyle bir uygarlık olmalıdır ki, artık izi bile kalmamış olmalıdır. İnka, Maya veya Mısır gibi uygarlıkların ise günümüze uzanmış izleri belirgin bir şekilde vardır. Oysa onlardan da eski uygarlıklar söz konusudur. Zaten İnkaların Tiahuanko’ya geldiklerinde orada eski bir medeniyetin kalıntılarını buldukları biliniyor. Yine aynı şekilde Mayaların da kendi uygarlıklarını meçhul bir uygarlığın kalıntıları üzerinde kurdukları sanılıyor. Hatta Mayaların yerini alan Aztekler, İspanyol işgalcilere bu durumu anlatmışlar. Demek ki o kuşaktan da eski ve muhteşem bir uygarlık vardır ki bu Ye’cûc Me’cûc uygarlığıdır. Bu tanımlamaya oldukça uygun düşen ve bilinen uygarlık, Atlantis Uygarlığıdır.”[23]

 

 

DEĞERLENDİRME

 

Bilhassa Batı tarihinde kabaca 16. asırdan itibaren devam ede gelen din–bilim çatışması, 19. asırda İslâm dünyasına da sirayet edince, Hıristiyan dünyada olduğu gibi, Müslüman dünyada da birtakım âlimler, din ve bilim konularında görüşlerini ortaya koymuşlardır. Bunlardan pek çoğu, şüphesiz iyi niyetle de olsa, zaman zaman tefrite gidip, Kur’ân'ın bazı âyetlerini bilimin her yeni buluşu, hattâ teorisiyle bağdaştırma gayretine girişmişlerdir.[24]

Geleceğin ve gelecekte ilmî gelişmelerin neler getireceğini bilemiyoruz. Bu konularda, sadece önceki müfessirlerin yaptıkları gibi, tefsir kaidelerine bağlı kalınarak, eğer bu konuda konuşmaya yetkili isek, Kur’ân'ın zâhirine ters düşmeyen birtakım ihtimallerden bahsedebiliriz. Bunun dışındaki iddialar, her zaman için büyük bir sorumluluk gerektirir.[25] Türe’ye gelince; o da bütün çabalarına rağmen Zülkarneyn’in kim olduğunu, nerede ve ne zaman yaşadığını belirleyememiş; ancak bir dönem tarihin derinliklerinde yaşadığı varsayılan müphem bir şahsiyeti, milâdî yedinci yüzyılın Arapça’sına ait ‘sebep’ kelimesine bindirerek uzaya çıkarmayı başarmıştır. Nitekim onun bu girişimi sayesinde İslâm tefsir literatürü, milenyuma özgü bilimsel kurgular ve fantezilerden oluşan yeni bir terim daha kazanmıştır: Bilim-Kurgusal Tefsir.[26]

 

 



[1] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[2] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[3] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[4] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[5] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[6] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[7] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[8] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[9] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[10] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[11] http://www.araştirma.org/index.php/article/view/186/1/14

[12] Buna göre, Kur’an bir bilim kitabı değil; ancak hiçbir kitapla kıyaslanamayacak kadar da ilim/bilim içeren bir kitaptır. Bu iki önermeden nasıl bir sonuç çıkarılması gerektiğini okuyucunun takdirine bırakıyoruz. Diğer taraftan, müellifin “[Kur’an] efsaneler kitabı hiç değil” ifadesinde de yine bir bilimsellik kokusu sezinlenmektedir. Öyle ya Kur’an efsane içermemekte, dolayısıyla efsânevî tarzda anlatılan hâdiseler, aslında birer bilimsel gerçeğe atıfta bulunmaktadır.

    http://www.dinbilimleri.com/dergi/cilt1/sayi1/M_Ozturk_Zulkarneyn.htm 28.04.2003 tarihinde bunları  Mustafa ÖZTÜRK’ün (Araş. Gör., Ondokuz Mayıs Ünv. Sos. Blm. Enst.) “Zülkarneyn:” Kur’an’da Uzaya Seyahati Anlatılan İnsan” Adlı Kitabın Düşündürdükleri  adlı makalesinden alıntıdır.

[13] Kur'an'ın tamamında, ve dolayısıyla Hz. Zülkarneyn’le ilgili âyetlerde "sebep" kelimesi sadece göğe çıkmak için kullanılan vasıta mânâsında olmuş olsaydı, âyette, "O'na her şeyden bir sebep verdik" yerine, "Ona sebep verdik" denirdi. "Her şeyden bir sebep," herhalde sadece göğe seyahat vasıtası mânâsıyla sınırlandırılamaz. Kaldı ki, "sebep" kelimesinin sürekli müfret–nekre (tekil–belgisiz) olarak kullanılması, bu sebebin mâhiyetinin bizce meçhul olduğunu göstermekte, her seyahati için "Bir sebebe tâbî oldu" denmesi de, her seyahatinde ayrı bir sebebe tutunduğunu ortaya koymaktadır. Eğer "sebeb"in mânâsı sadece "göklere seyahat vasıtası" olmuş olsaydı, bu takdirde, "sebep" ma'rife (belgili) olarak gelir ve "Ona sebep verdik. Sebebe tâbî oldu" denirdi. Arapça ve belâğat kaidelerinin gerektirdiği budur ve az çok Arapça bilgisi olanlar bunu bilir. (Erişim: 29.04.2003 Ali ÜNAL) 19.9.2000 tarihli zaman gazetesi, “fikir platformu” başlığı altında yayınlanmıştır. 212.154.21.40/2000/09/19/fikir/fikir.htm - 30k

[14] "Sebep" kelimesi, Kur'an–ı Kerim'de tekil ve çoğul şekilleriyle 9 defa kullanılmakta, bunlardan 4 tanesi Hz. Zülkarneyn kıssasında geçmektedir. Bu dördünü şimdilik konunun dışında bırakırsak, Sa'd Sûresi 10. âyetindeki "sebepler içinde yükselsinler" ifadesi, Allah'a şirk koşan müşrikler, göklere ve yere hâkim olabilmek için, (göklere) yükselmelerini sağlayacak vasıtaları varsa, onlarla yükselsinler demek olup, burada sebep "göklere yükselme vasıtası" mânâsında kullanılmakta, fakat bu mânâ bizzat kendisinde değil, birlikte kullanıldığı "yukarı yükselme" mânâsındaki "irtika" fiilinde yatmaktadır. Hacc Sûresi 15. âyette, "Bir sebebe dayanarak göğe çıksın" veya "Göğe bir sebep uzatsın"; benzer şekilde, Ğâfir (Mü'min) Sûresi 36–37. âyetlerde Firavun'un Hâmân'a, "Bana bir kule yap da, sebeplere, göklerin sebeplerine erişeyim" ifadeleri geçmektedir. Dikkat edilirse bu her iki ifadede "sebep"le birlikte, "göğe, göklere" kelimeleri de kullanılmaktadır. Eğer "sebep", sadece göklere çıkmak için kullanılan bir vasıta olmuş olsaydı, ayrıca "göğe" ve "göklerin sebepleri" şeklinde bir tasrihte bulunulmazdı. Sadece "sebep" ve "sebepler" kullanmak yeterdi. Aksini iddia, yalnızca Kur'an'ın belâğatine değil, genel belâğat kaidelerine terstir. Bunların dışında, Kur'an'da "sebep" kelimesinin geçtiği bir diğer âyet şudur: "(Âhirette azabı görünce) dünyada iken izlerinden gidilen küfrün önderleri, izlerinden gidenlerden uzaklaşır ve azabı görünce, bu iki grup arasındaki sebepler kesilir." (Bakara: 166) Burada sebep, çok açık ki tebaiyet, bağlılık, peşinden gitme, bağ mânâlarına gelmektedir. Bütün müfessirler ve İbn Kuteybe gibi "Garâib-u’l-Kur'an" müellifleri aynı görüştedir. Herhalde âhirette küfrün önderleri semâda, diğerleri arzda olup da, aralarında yerdekilerin göğe çıkabilecekleri bir bağ olmayacaktır. Kastedilen mânâ, tamamen dünyada liderlerle tâbîleri arasındaki bağdır. Sebep kelimesinin geçtiği âyetlerden açıkça anlaşıldığına göre, Kur'an'da sebep, hiçbir zaman "sadece göğe çıkmaya yarayan bir vasıta" olarak kullanılmamaktadır. (Erişim: 29.04.2003 Ali ÜNAL) 19.9.2000 tarihli zaman gazetesi, “fikir platformu” başlığı altında yayınlanmıştır.

    212.154.21.40/2000/09/19/fikir/fikir.htm - 30k

[15] Yazar, Hz.Zülkarneyn kıssasında geçen "matlıe'ş–şems" ifadesindeki "güneş"in, hiç gece yaşamayan bir galaksinin güneşi olduğunu, "mağribe'ş–şemş" ifadesindeki "güneş"in ise, Hz. Zülkarneyn'in "batı" seyahatinde vardığı gezegenin, artık batmasına ramak kalmış güneşi olduğunu; "arz"ın da, bu galaksilerin "arz"ı, yani yeri olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiaların hepsi, önceden varılmış bir sonucu ispat gayesi gütmekte ve dolayısıyla mecaz üzerinde yürümektedir. Oysa, tefsir ve belâğat kaidesi olarak, bir lâfız, zahirine hamledilebilirse, yani o lâfzın zahirî mânâsını vermek mümkünse, mecaza gidilmez. Bu yapıldığı takdirde, her âyeti mecaza hamledebilir ve Kur'an'ı baştan sona bir "batınıye" kitabı haline getirebilirsiniz. Hz. Zülkarneyn’in seyahat ettiği arzın bizim arzımız, yani bu yeryüzü, gittiği "güneşin batış yeri"nin, seyahatinin batı ucu, "doğuş yeri"nin ise doğu ucu olduğunu anlamamıza ve âyetin bu mânâya gelmesine mâni hiçbir şey yoktur. O bakımdan, burada mecaza gidilip, Hz. Zülkarneyn’e galaksiler arası seyahat yaptırmak, sadece fantastik bir iddia olur. Aynı şekilde, "sed" kelimesini de "süd" kıraatiyle, gazlardan müteşekkil bir bulut gibi takdim etmek, Hz. Zülkarneyn’in yaptığı seddi, artık girilen bu fantezi yolunun bir unsuru haline getirmekten başka bir mânâ ifade etmez. Yazar burada doğu ve batı için, "güneşin doğduğu yer", "güneşin battığı yer" denmesinin gereksiz olduğunu, Hz. Zülkarneyn yerde seyahat etmiş olsaydı, "doğu, batı" demenin kâfi geleceğini iddia ediyor ki, bu da doğru değildir. Çünkü, sadece "doğu, batı" dendiği zaman, hangi doğu, hangi batı kastedildiği açık olmaz. Kur'an–ı Kerim, "iki doğu, iki batı, doğular, batılar"dan bahseder. Ayrıca, sadece "doğu, batı" denilince, Zülkarneyn'in bulunduğu, hüküm sürdüğü bölgenin doğusu ve batısı da anlaşılabilir. Halbuki Kur'an–ı Kerim burada, "matlıe'ş–şems, mağribe'ş–şems" demekle, doğuda ve batıda, karada gidilebilecek uç noktalar, yani "aksâ" kastedilmektedir. Bediüzzaman, buradan en azından Kuzey Afrika'nın fethedildiği sonucunu çıkarmaktadır. Güneşin battığı yer için kullanılan "ayn–i hamie" kelimesi de, yazarın iddia ettiği "karadelik" tipi bir anlayışa değil, kızgın bir gözeye, suya işaret etmektedir. Kur'an–ı Kerim, yıldızların yerleri için "mevakî'" kelimesini kullanır. Yine burada zâhirî mânâ açıkken, mecaza gitmek hatadır.

    Erişim: 29.04.2003 Ali ÜNAL 19.9.2000 tarihli zaman gazetesi, “fikir platformu” başlığı altında yayınlanmıştır. www. 212.154.21.40/2000/09/19/fikir/fikir.htm - 30k

[16] Türe, a.g.e., s.168. Türe, Zülkarneyn’in uzaya gittiğine dair öne sürdüğü iddialarını temellendirirken, çoğu zaman kelimelerin lügat anlamlarına ve Kur’an’daki diğer kullanımlarına müracaat etmekte; ancak, her nedense bu iki ayette geçen “zulüm, azap, rabbine dönme, iman, amel ve mükafat” gibi terimlerin, Kur’an’ın genel bütünlüğü içerisinde hangi bağlamlarda kullanıldığına tek kelimeyle bile değinmemektedir. Halbuki Kur’an’ın öğretisel bütünlüğü göz önüne alındığında, “iman-salih amel-mükâfat” ve “zulüm-azap” gibi kavramların, uzaylı bir toplumun Zülkarneyn’in yukarıdan sarkıtılan veya bele bağlanıp kendisiyle yukarı tırmanılan ipsel uzay gemisine binip kurtulmasıyla ya da karadelikte yutulmasıyla uzaktan yakından bir ilgisinin bulunmadığı aşikardır. Hâsılı, bütünüyle dinî içerik taşıyan bu kavramlar, uzay eksenli bir bilim-kurgusal yorum manzumesi içerisinde konuşlandırılmayınca atlanmış; dahası, “işi kitabına uydurma” noktasında epeyce mesai harcanmış olsa bile, ortaya konan yorum, -deyimsel anlamda- hiç de kitabına uymamıştır.

    Bkz. http://www.dinbilimleri.com/dergi/cilt1/sayi1/M_Ozturk_Zulkarneyn.htm 28.04.2003

[17] Yazar, girdiği yolda devam etmek gayesiyle, Hz.  Zülkarneyn'in doğu seyahatinde karşılaştığı üzerinde "sitr" bulunmayan kavim konusunda, "sitr"den kalkarak, gece olmayan bir gezegen yorumuna gitmekte, buna güya delil olarak da, Kur'an–ı Kerim'de gecenin "örtü" mânâsında kullanıldığını, "sitr"in de örtü mânâsına geldiğini ileri sürmektedir. Halbuki, gece konusunda Kur'an–ı Kerim "libas" tabirini kullanır, "sitr" değil. "Sitr" ve "libas" farklıdır. (Erişim: 29.04.2003 Ali ÜNAL) 19.9.2000 tarihli zaman gazetesi, “fikir platformu” başlığı altında yayınlanmıştır.

    Bkz. www. 212.154.21.40/2000/09/19/fikir/fikir.htm - 30k

[18]Türe, a.g.e., s.214. Türe, bu pasajda her ne kadar açıkça söylemese de, Zülkarneyn’e verilen sebebin Allah tarafından kendisine tahsis edilmiş bir uzay aracı olduğunu ima etmektedir. Nitekim, ayetteki mâ mekkennî fîhi (= bana imkan sağladığı şey) ibaresindeki ‘fî’ harf-i cerrinin, ‘içine’ mânâsında anlaşılması ihtimalinden hareketle, (s.213) ayetin, zımnen “Rabbimin beni kokpitine yerleştirdiği uzay aracı” anlamına gelebileceğine işaret etmektedir. Öte yandan, “kendisini uzayın derinliklerine taşıyacak bir vasıtaya sahip olan biri içi