| ||
2. İki Sed Arasında Yaşayan Kavim
“وجد من دونهماقومالا يكادون يفقهون قولا” “Setin berisinde söz anlamayan bir kavme rastladı.” Kraatı: Hamza ve Kısâî bu fiili, “başkalarına bir şey anlatma kudreti olmayan” mânâsında, “ya”nın zammesi ile ve “kaf”ın kesrası ile “ يُفْقِهُون ” şeklinde okumuşlardır. Diğer kıraat imamları ise, fetha ile “يِِفقهون ” yani onlar ancak kendilerinin dilini bilirler, Zülkarneyn’in konuştuğu dili anlamazlar’ şeklinde okumuşlardır. Her iki kıraatte sahihtir.[1] Sa`îd b. Mansûr, Temîm b. Cüneym’in “لا يكادون يفقهون قولا ” şeklinde okuduğunu tahriç etmiştir. [2] “دونهما “; (Berilerinde) ile “ورائهما” onların “gerisinde” kastedildiği de söylenmiştir.[3] “وجد” (Buldu) kelimesi burada “rastladı” anlamındadır. Yani “setin önünde bir kavme rastladı” demektir.[4] “يفقهون ” Kavrama kelimesi üzerinde müfessirler ihtilafa düşmüşlerdir. Bir kısmı toplumun ilkelliğini kast ederek: “yani kendileri başka bir dil bilmedikleri gibi, başkalarının sözlerini anlayabilecek kabiliyette değillerdi. Ne kendileri başkalarının sözlerini anlar ne de başkaları onların sözlerini anlyayabilirlerdi. İfadeleri dar ve basitti” demişlerdir.[5] Konuşmalarının ilkelliği, insanlardan uzaklıkları sebebiyle hemen hemen hiçbir sözü anlamıyorlardı. Veya, Ye’cûc ile Me’cûc, komşu toplumlardan ayrı olduklarından, kendilerinin dili ile çevrelerinde bulunan toplumların konuştukları dil birbirinden farklı olması sebebiyle de olabilir.[6] O halde anlaşamamaları ya kendi dillerinin başka dillerden uzak olması sebebiyledir veya zekalarının azlığı sebebiyledir. Zeka seviyeleri yüksek olmadığından sözün gelişinden veya karinelerden veya işaretlerden bile anlaşamıyorlardı demek olur.[7] Bu âyette karşılıklı anlaşamayan toplumu bazıları yardım isteyen toplum olarak düşünürken bazıları da Ye’cûc ve Me’cûc olarak düşünmüşlerdir. Yardım isteyen toplum düşünüldüğünde dil farkı problemi düşünülmüş, zorba toplum düşünüldüğünde ise, ifadeleri dar, basit ilkel bir kavim olduklarından anlaşmaya yanaşmayan bir toplum olarak görülmüştür. Doğrusu hangi toplum düşünülürse düşünülsün, dilsiz olacak kadar ilkel bir toplum akla pek yaktın değildir. Birinci anlam (yani: farklı dilleri olduklar) daha uygun gözükmektedir. Çünkü, Zülkarneyn'in yeni gittiği bölgede karşılaştığı topluluğun hemen hiçbir sözü kavramadıkları ifade edilmektedir. "Hiçbir söz" değil, "hemen hemen hiçbir söz" denmesi, bu topluluğun farklı ve alışılmışın dışında bir dil konuştuğuna işaret etmektedir. Ayrıca, ( كاد) “Olayazdı” fiilinin müspetinden menfi, menfisinden müspet mânâ anlaşılır. Buna göre ifade, onların hiçbir şey anlamadıklarını değil, güçlük ve zorlukla anlayabildiklerine delalet eder.[8] Mesela Bakara’da geçen “وما كادوا يفعلون” ayetinde olduğu gibi.[9] Yardım isteyen kavmin söyledikleri şeyler anlaşılamıyor ise nasıl konuşmuşlardır, denilirse, onlarla mütercim yoluyla konuşmuşlardır.[10] “Kâde” fiili neredeyse olanaksız gibi görünen bu işin üstesinden gelindiğini gösteriyor.[11] Ancak Hz. Zülkarneyn bu kavimle konuşabilmektedir. Bu durumda Hz. Zülkarneyn ya özel bilgisiyle bu farklı dili anlayıp konuşuyordur ya da yanında bulunan kişiler bu dili anlıyor olabilirler. Bu ayet bir bakıma, Hz. Zülkarneyn'in yanında bu konularda bilgili özel bir ekibi olduğunu da gösterir. Ye’cûc ve Me’cûc’un Türkler olduğu[12] görüşüne alternatif olarak bunun tam aksini yani Ye’cûc ve Me’cûc’a karşı yardım gören toplumun Türkler olduğu da iddia edilmiştir. Mesela, Hasan Tahsin hoca, Ye’cûc ve Me’cûc’e karşı yapılan seddin, Türklerin yardımı ile yapıldığını öne sürmüştür.[13] O tefsirinde, şöyle söylemiştir: Şu hale göre demir kütleleri gibi salabetli olan fertlere akıtılan ilahi feyiz ile teşekkül etmiş maddi ve manevi bir sed demek olur. Eğer bu kavim müfessirlerin naklettikleri gibi Türkler ise, Zülkarneyn’e kuvvetle yardım eden maazide arzı fesattan kurtarmak için ettikleri hizmetin önemi bildirilmiş olduğu gibi, peygamberin gönderilmesinden sonra, İslam’a yapacakları hizmete de işaret edilmiş demektir. Şu halde Türklerin inkıraazı Ye’cûc ve Me’cûc seddinin yıkılması ve arzın nizamının fesadı demek olacaktır ki, kıyamet alametlerindendir.[14] [1] er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, c.21, s.170; Kurtubî, el-Câmî li Ahkâmi’l-Kur’ân, c.11, s.55; et-Taberî, Tefsîrü’t- Taberî, c.16, s.16; el-Beğavî, Tefsîru’l-Beğavî, c.3, s.180. [2] es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c.5, s.455. [3] Kurtubî, el-Câmî li Ahkâmi’l-Kur’ân, c.11, s.55. [4] el-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, c.5, s.190. [5] Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, c.3, s.195; H. Tahsin Emiroğlu, Esbâb-ı Nüzûl, c.7, s.350. Yani zeka seviyeleri düşüktü anlamındadır. Bkz. el-Beydâvî, Tefsîru’l-Beydâvî, c.3, s.522. [6] Saîd Havvâ, el-Esâs fi’t-Tefsîr, c.6, s.3226; el-Beydâvî, Tefsîru’l-Beydâvî, c.3, s.522. [7] el-Merâğî, Tefsîru’l-Merâği, c.16, s.18; Âlûsî, Rûhu’l-Me`ânî, c.16, s.38. Bir topluluk ne kadar ibtidâî olursa olsun hiç olmazsa işaretlerle, mimiklerle meram ve istekleri karşı tarafa ulaştırmaya çalışır. Hz. Âdem’den sonra belirli bir zamana erişmiş bir kavim tarih öncesi uzun devirler geçirerek belirli bir asra gelmiş bir topluluk az da olsa, ibtidâî de olsa konuşma hassasına sahip olması gerekir. Muk edz. Cevdet Gökalp, Çin Kaynaklarına Göre Shih-wei Kabileleri , s.92, Sevinç Matbaası: Ankara 1973. [8] er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, c.21, s.170. [9] el-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, c.5, s.190. [10] Mehmet Vehbi Efendi, Hülâstü’l-Beyân, c.8, s.3170; Şevkânî, Fethü’l-Kadîr, c.3, s.311; Ebu’l-Leys Semerkandî, Tefsîru’s-Semerkandî, c.2, s.312; el-Beğavî, Tefsîr-ü Beğavî, c.3, s.180 [11] el-Beğavî, Tefsîr-ü Beğavî, c.3, s.180; Şevkânî,Fethü’l-Kadîr, c.3, s.311; Ebu’l-Leys Semerkandî, Tefsîru’s-Semerkandî, c.2, s.312. [12] Alauddîn Ali b. Muhammed el-Hazîn, Tefsîru’l-Hazîn, c.3, s.211; er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, c.21, s.170; el-Beydâvî, Tefsîru’l-Beydâvî, c.3, s.522; Ebu’s-Suûd, Tefsîr-ü Ebi’s-Suûd, c.5, s.244. [13] H. Tahsin Emiroğlu, Esbâb-ı Nüzûl, c.7, s.350. [14] H.Tahsin Emiroğlu, Esbâb-ı Nüzûl, c.7, s.352-353. Hocamız müfessirlerin “sözü kavrayamayan toplumun Türkler olduğu” görüşünden yola çıkarak, sözü kavrayamayan topluluğu “Ye’cûc ve Me’cûc” değil de “kendisine Zülkarneyn’in yardım ettiği toplum” olarak düşünmüş, kavilleri bu doğrultu da değerlendirmiştir. Muk. edz. H. Tahsin Emiroğlu, Esbâb-ı Nüzûl, c.7, s.352-353. | ||
| Yorum Yaz |
| 35 sayfadan 7 . sayfa |
| geri | ileri |